Hüküm

Zırlayan telefonun bütün sokağı inleten gürültüsüne uyandı. Anlamsız, boş gözlerle çevresine bakındı. Nerede olduğunu idrak edince telefonun ahizesine uzandı eli. “Buyurun.” Sesi hırıltılı ve doğal olamayacak kadar kalın çıkmıştı. Elini ahizeye tutarak genzini temizledi. “Tabi.” Önündeki not kağıdına bir iki kelime karalayıp, pencereden dışarıya bir göz attı. “46 gelecek.” Ahizeyi yerine koyup, oturduğu yerde gerindi. İki eliyle masaya sertçe vurup, destek alarak ayağa kalktı. Gömleğinin balon gibi şişen kısımlarını tek eliyle pantolonunun içine soktu. Masadan arabanın anahtarlarını aldı. Diline bir ıslık yerleştirip çıktı.


Arabaya oturur oturmaz her zaman yaptığı gibi dikiz aynasından kendine bir göz kırptı. Hemen ardından yüzüne ciddi bir ifade takınıp sesini eski Türk filmlerinin dublaj sesine benzetmeye çalıştı; “Seni öldüreceğim hain Kostok. Battal’ın elinden kurtulamazsın.”


Sabaha kadar başka bir iş çıkmazsa son işine çıkıyordu. Sekiz yıldır hiç istemediği halde yaptığı işin son günüydü. Birkaç saat sonra, gün doğduğunda özgürlüğünü tamamen eline alacaktı.

26 yıl önce bugün işlemediği bir suçun zanlısı olarak cezaevine gönderilmişti. 18 yıl hapis yattıktan sonra sekiz yıllık sürgün hayatı başlamıştı. Ve işte o sürgün cezasının da son günü gelip çatmıştı.

Neşeyle çevirdi kontağı ve yola koyuldu. Birkaç yüz metre gitmişti ki; farları yakmadığını anımsadı. Karanlığın içinde hızla yol alan ışığın içinde belli belirsiz bir kadın yüzü görür gibi oldu. Anında bastı frene. “Durduk yere niye geldin gözümün önüne be kadın.” Gönlüne dolan sıkıntılı gölgeyi bastırmaya çalıştı. Derin derin nefesler aldı. (“Battal, oğlum sen o işi bitirdin. Bak bu gece her şey sona eriyor. İşlemediğin suçun cezasını çektin.”)

Telefonda verilen adresin önünde durdurdu arabayı. Görünürde kimse yoktu. İki kolunu direksiyona dayayıp gökyüzünü izlemeye koyuldu. İçinde koyulaşan gölgeyi derin nefesler alarak bastırmaya çalıştı.

O gece de bu his yerleşmişti içine ve o gece de şimdi yaptığı gibi önemsememeye çalışmıştı. Müşterisinin adresini bulmaya çalışırken dar sokaklardan birinde bir kadın çıkıvermişti karşısına. Hızının yavaş olması çarpmayı engellemeye yetmemişti.

“Allahım ne olur ölmesin.” diye yalvararak inmişti arabadan. Yerde hareketsiz yatan kadının soluk alıp verdiğini fark edince rahat bir nefes alabilmişti. Baygın yatan kazazedeyi kucağına aldığı gibi arka koltuğa yatırmış, hiç vakit kaybetmeden de yola koyulmuştu. Bir kaç metre gitmişti ki; dikiz aynasından parlayan bir ışık, ışığın bir anlığına aydınlattığı bir yüz görmüş, silah sesini duymasıyla da gazı köklemesi bir olmuştu.


O tek kurşunun arka koltukta yatan kadının ruhunu bedeninden ayırdığını hastaneye vardığında öğrenmişti. Her şeyi defalarca olduğu gibi anlatsa da suçsuzluğunu ispat edememiş, 18 yıl hapis üstüne 8 yıl sürgün yemişti.

Arabanın kapısının açılmasıyla birlikte düşüncelerinden sıyrıldı. Arka koltuğa oturan adam “Baki mezarlığına.” dedi gece vakti gidilebilecek en doğal yere gidiyormuş gibi. Saate baktı Battal. 05:02. (“Bir kaç saate bitecek, gidecek. Sabır.”) diye telkin etti kendi kendine.


Ana caddeye çıktığında biraz olsun rahatlamıştı. Yine de her fırsatta dikiz aynasından yolcuyu kontrol ediyordu. Adam arabaya bindiğinden beri kafasını bir kez olsun çevirmemişti. Camdan dışarıyı seyrediyor gibi görünüyordu ama çok derin düşünceler içinde olduğu her halinden belliydi.

Mezarlığın girişine kadar hiç konuşmadılar. Mezarlık kapısından girdikten sonra müşterinin yönlendirmeleriyle mezarlar arasında kıvrılan yollardan ilerlediler. “Burası.” dedi adam. Arabadan inerken de “Bekle biraz. Geri döneceğim.” diye ekledi.

Bekleyişi uzun sürmedi Battal’ın. Gün ışımaya başlarken adam döndü arabaya. Anayola çıktıklarında “Başınız sağolsun.” dedi Battal sesinin titremesine engel olamayarak. Daldığı düşüncelerden kendini zorlukla ayırıp “Teşekkür ederim.” diye yanıtladı adam. Adamın cevap vermesini fırsat bilip “Yakınınız mıydı?” diye soruverdi salakça. Soru daha ağzından çıktığı anda pişman olmuştu sorduğuna ama geç kalmıştı. Yine de hiç beklemediği bir yanıt aldı; “Hayır! Hiç tanımıyorum.” Bir an için adamın şaka yaptığını düşünerek dikiz aynasından bir bakış attı. Adamın yüzündeki ciddiyet gülümsemesine mani oldu. “Aslında;” dedi adam derin bir nefes alarak; “Onu ben öldürdüm.”

Fren pedalına sonuna kadar dayandı. Heyecandan dili damağına yapışmıştı bile. İki yanından bol sinkaflı küfürler anlamına gelen korna sesleri arasında dikiz aynasından adamı izlemeye koyuldu. Adam sakinliğini koruyordu. “Evet, kardeşim. Yanlış duymadın. Onu ben öldürdüm. Sen de benim yerime hapis yatıp, sürgün yedin.”

20 görüntüleme2 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Hamal