TEK MÜKEMMEL GÜLÜMSEME

Biraz çekinerek indirdi kapının kolunu. Üstadın asabiyetini anlatan çok hikaye duymuştu. Gıcırdayarak açılan kapıdan içeri baktı. Havaya kalkmış toz zerreciklerinin; pencereden sızan ışık demetleri içindeki başıboş hareketleri gözlerini aldı. Gözleri hafif karanlığa alışınca yavaşça içeri süzüldü. Loş ışıkta etrafına bakındı. Üstat ayaktaydı, iki eli ile çalışma masasının üzerine dayanmış düşünüyordu. Ona bakmadan içeri girmesini işaret etti.



Omuzlarını silkti. “Deli zaten. Birkaç saat poz vereceksin alt tarafı. Seni ilgilendirmez Lisa.” dedi kendi kendine.


Sessizce odayı inceleme koyuldu. Kapının tam karşısındaki boy aynası dikkatini çekti. İlk defa bedeninin tamamını bir aynada izleyebilecekti. İlerlerken aynanın hemen yanındaki boş tuvali gördü. Tuval boştu, fakat tamamlanmışçasına imzası atılmıştı. Eğilip baktı, belirgin bir şekilde yazılmıştı. “Leo”.


Ayna geldi aklına tekrar. Kendini izlemeye koyuldu. Hiç de üvey annesinin söylediği gibi çirkin değildi. Belli belirsiz bir gülümseme işlendi ince dudaklarına. Üstadın “İşte bu” diye bağıran sesi ile irkildi.


“İşte bu gülümsemenin sırrını asla anlayamayacaklar.”


Mona; ispanyolca'da 'tek' anlamına geliyor. Sonundaki 'a' harfi dişil bir tekliği ifade ediyor. Lisa ise; 'mükemmel, asil' demek. Tek ve Mükemmel. Sırrını çözmek için akademisyenler uğraşıyor, hakkında birden çok rivayet var. Merak ediliyor, nasıl yaşadı, kimdi, neler yapıyordu, nelerden hoşlanıyordu, dostları var mıydı?


Benim için en önemli soru bu? Dostları var mıydı? İnsan dostlarına her ayrıntıyı anlatır mı? Kendinden başka dost var mıdır insana? Hazlarımızı, üzüntülerimizi gerçekten anlatabilmeyi başarabiliyor muyuz? Ağzımızdan çıkan sözler, sevincimizi, hüznümüzü tam olarak yaşatıyor mu karşımıza aldıklarımıza? Benim gördüğüm kırmızı, senin için ne kadar kırmızı? İster istemez Milan Kundera geliyor aklıma tam da burada. Ölümsüzlük isimli eserinde yazmış;


“Başkalarını niçin sıktığımızı, hangi yanımızın onlara sempatik geldiğini, hangi yanımızı gülünç bulduklarını hiç bir zaman bilemeyiz; kendi imajımız bizim için büyük bir sırdır."


Tek ve mükemmel olduğumuza inandırılmaya çalışılıyoruz son yıllarda. Mükemmel varlıklarsak eğer; içimizde olup biteni kendi dışımızda birilerine anlatmaya, birinin elimizden tutmasına neden bu kadar ihtiyacımız var? Mona Lisa'nın gülümsemesindeki sır gibi bu da asla çözülemeyecek. Kalabalıklarla yaşamayı öğrenmiş yalnız varlıklarız, bunu kabul etmek acılarımıza son verecek. Kolay olmadığının farkındayım. Önemli ya da önemsiz olan bitenleri birilerine anlatma ihtiyacı içinde olacağız hep. Hatırası dimağımızdan yıllarca silinmeyecek olayların hiç birini anlatmayı beceremeyeceğiz tam anlamıyla. Kelimelerin gücü yetersiz kalacak her zaman için. Candan bir sarılmayı, tek ve mükemmel bir gülümsemeyi, canınızı acıtan kendi gidişlerinizi anlatacak bir ifade asla bulunamayacak.




3 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör